Hayat'a Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat'a Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2015 Çarşamba

2014'ün Ben Muhasebesi

Selamlar, 

2014 bitti herkes geçen yılının muhasebesini yaptı. Ben de biraz geç olsa da hatırladığım kadarıyla yapmaya çalışayım bu yazıda. Ay ay olayları yazan arkadaşlarım var. Ben onlar kadar iyi bir not tutucu değilim. O yüzden yalnızca hatırladıklarımı yazabileceğim. Öncelikle belirtmeliyim ki 2014 benim için "eksik" bir yıl oldu. Yani bütün işlerim yarım yamalak, hep bir final eksiğiyle bitti. Her ne yaptıysam sonuca ulaşamadım. O yüzden ne çok iyi ne çok kötü bir yıl olarak hafızlarıma kazınmış oldu. 

Gelelim neler yaptığıma. Mesela sene başında işe girmiştim. İyi de devam etti. Güzel para biriktirdim. Hatta kendime Macbook aldım(sonunda) :D Ama gelin görün ki yaz sonuna doğru işten çıktım. Sene sonuna doğru ayrılmayı düşünürken şartlar bunu gerektirdi. İnsan planları bozulunca bir bocalama dönemi yaşıyor. Bu tam da böyle bir dönem oldu. Sonuç: Eksik kaldı.

Ailecek taşınmayı düşünüyorduk. Artık Fatih'in suyu çıktı. Yoğun göç buraları yaşanmaz hale getirdi. Çocukluğumun geçtiği yerleri tanıyamıyorum artık. Neresi olur diye düşündük Üsküdar'ı seçtik. Üsküdar sevdiğimiz bir yer. Gittik, gezdik, ev bulduk. Kendi evimizi satmak için ön sözleşme bile yaptık. Ama omadı. Sözleşme iptal oldu biz yine bir süre daha burada kaldık. Sonuç: Eksik kaldı.

YDS'ye girmeyi planlıyorum. Bu yüzden ingilizce kursuna gitmeyi düşündüm. Araştırdım soruşturdum arkadaşımın gazıyla Wall Street English kursuna yazıldım. Ama gelin görün ki hiç faydası olmadı. Eğer iyi konuşmak istiyorsan belki doğru karar olabilir. Ama gramer ve sınav odaklı kesinlikle değil. Hatta bildiğinizi unutursunuz. Ayrıca fiyatı da çok yüksek. Hiç bulaşmayın derim. Velhasılı kelam buradan da kursun yarısında ayrılmak zorunda kaldım. Sonuç: Eksik kaldı.

Neyse eksiklerim daha çok ama bu kadarı yeter. Senenin başından sonuna neler yaptım şöyle bir bakalım:

Kışın ilk ayları ve bahar dönemi genelde iş yerinde ve okulda geçti. Çok fazla bir şey yaptığım söylenemez. Hazirana kadar bakarsak önemli olan ve tüm seneyi önemli kılan tek şey hayatıma giren ve inşallah sonuna kadar çıkmayacak çok değerli biri oldu. Allah eksikliğini göstermesin. :)


Yazın işte çalışınca hiçbir yere gitme fırsatım olmamıştı ki -kısa bir Amasra gezisi hariç - Ramazan bayramı imdada yetişti. Uzun bir aradan sonra 4 günlük bir kaçamak fırsatım oldu. İstanbul'dan biraz uzaklaşalım ki burayı daha çok özleyelim değil mi :D Yalova Çınarcık'ta ki gezimi çok detaylı olmasa da yazmaya çalıştım. Gerçi güzel olmadı blog yazısı olarak düşünmemiştim ama olduğu kadar artık :) Özetle burada güzel bir kafa dinleme fırsatım oldu. Dönünce işten ayrıldım ve son eğitim yılına girmiş olduk. 

Aşağıda: Çifte Şelale


Unutmadan benim için önemli birkaç olaydan da bahsedeyim. Mesela Ali Tahsin arkadaşımız 3 sene sonra söz verdiği Cağ kebabını ısmarladı :D Niye bize böyle bir söz verdiğini bile hatırlamıyorum :)) Sağolsun varolsun geçte olsa sözünü tuttu. Ender dostum iPhone 5 aldı. Sonra kırdı :D Sonra da benim telefon bozuldu 60 gün nerdeyse telefonsuz yaşadım. HTC pişmanlıktır :/

Bu sen yaşadığım 2 günlük acil maceram yüzünden artık akıllı beslenmeye karar verdim. Geçirdiğim rahatsızlığın bununla ilgisi yok ama bende farkındalık oluşmasını sağladı. Yediklerimize hiç dikkat etmiyoruz. Bu böyle gitmez dedim ve dostlarım Serhat ve Emre ile Gıda Hareketinin kapısını çaldık. Artık onlarla hareket ediyoruz. Hayat değiştirecek kurtaracak cinsten, son derece önemli bilgiler elde ettim. Hem bilinçleniyorum hemde onlara destek olmaya çalışıyorum. 

Turkcell'in kurduğu Geleceği Yazanlar Akademisi'nden mezun olup sertifika almayı başardım. Artık tescilli bir Android Geliştirici oldum :D İşin şakası benim için önemliydi ve senenin sonuna doğru mutlu etti beni. 

Gelelim 2015'e. Benim için böyle yılların değişmesi çok bir şey ifade etmiyor. Bazı insanlar için yeni bir sayfa psikoloji olabiliyor. Bense kaldığım yerden devam olarak görüyorum. Bu sene okul bitecek inşallah. Belki işe gireceğim. Hayatım başka bir boyuta taşınacak yani. Heyecanım yok açıkçası. Çok mu ruhsuz bir insan oldum nedir :D Umarım herkes için hakkında en hayırlısı olur. 

En'lerim:  

En Sevdiğim Film: Interstellar

En Sevindiğim Dizi: Yedi Güzel Adam

En Sevindiğim Kitap: Operasyon (Selman Kayabaşı)

En Çok Dinlediğim Müzik: Enstrümental Müzik Listem (Yakında yayınlarım)

En İyi Keşfim: Beykoz Sosyal Tesisi

En Hoşuma Giden Lezzet: Trileçe

En Kızdığım Olay: İnsanların Çıkar Yüzsüzlüğü 

En Hayran Olduğum Mekan: Çifte Şelale

En Doğru Karar: Kod5 Yazarlığım

Son olarak daha çok okumam, beslenmeme ve sağlığıma daha çok dikkat etmem, okulu sağ salim bitirmem, sevdiklerimi daha çok mutlu etmem, mutlu olacağım bir iş bulmam ve daha çok seyahat etmem duası ile...


Devamını Oku..

14 Aralık 2014 Pazar

Bu ay ne var, ne yoktu?

Selamlar sevgili okurlar,

Bir pazar günü etkinliği olarak, bugün blog yazmayı düşündüm. Hava güzel, iş güç yok, evde kalınca kendimi yazı yazmaya verdim de diyebiliriz. Bu yazıda -sevgili Ender kardeşimden aşırdığım yazı konusu- bu ay yaşadığım bir kaç olaydan bahsedeceğim. 

Gelelim bu ay neler yaptığıma. 
Kasım Ayının son haftasında uzun bir aradan sonra sinemaya gitmeye karar verdim. Özlüyor insan, hele de değecek filmler varsa. Üstad Christopher Nolan'ın yeni filmi Interstellar'ı merak ettmiştim. Uzayı konu etmesi ufak bir ön yargı oluştursa da, O yaptıysa izlenir diyerek gittim filme. Karadelik, boyutlar arası geçiş, uzay şehirleri ve en önemlisi izafiyet teorisi konularını enfes şekilde beyazperdeye aktarmış. Zamanın yerçekimine göre uzayıp, kısalması(izafiyet teorisi) konusunda dinlediğim bir diğer değerli insan Caner Taslaman'ı izledikten sonra filme gitmek, beni daha fazla etkiledi. Çünkü izafiyet teorisini Kur'an'ı Kerim'de de görebiliyoruz. 

“Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir” (Hac: 47) 

“O, göklerden yere kadar her işi yerli yerince tedbir ve idare eder. Sonra bütün işler, sizin gününüzle bin sene kadar uzun olan kıyamet gününde Ona arz edilir” (Secde: 5) 

“Melekler ve Cebrail, oraya, bir günde yükselip çıkarlar ki, o mesafenin uzunluğu dünya senesi ile elli bin yıldır” (Mearic: 4) 

Zamanın bir boyut olarak fiziksel manada gösterilmesi bence filmin en enteresan sahnesiydi. Neyse daha fazla anlatıp zevkini kaçırmayalım. Yorumum: Kesinlikle izleyin!

Aralık başında 2 tane önemli bilişim etkinliği vardı. Birisi İTÜ'de gerçekleşen Bilişim Zirvesi, diğeri Google DevFest etkinliğiydi. Bilişim Zirvesine kayıt olmama rağmen çok fazla bulunamadım. Açıkçası oturumlar -bence- developerlara yönelik değildi. Çok ilgi çekici de değildi. O yüzden bu etkinlikten çok bahsedemeyeceğim.


Diğer etkinlik ise Google'ın desteklediği, mobil uygulama geliştiricilerinin fazlasıyla istifade ettiği DevFest'ti. Oturumlar gerçekten iyi düşünülmüş. Material Design Android Uygulamalar ve Cross Platform mobil uygulama oturumları en ilgimi çeken oturumlar oldu. Ancak DevFest bu sene daha büyük bir salona taşınmasına rağmen, yine de şirketlerden yeterli ilgiyi görmemiş gibi gözüküyor. Salonda bulunan stand sayısı çok azdı. Geleceği Yazanlar ekibinin standı en büyük ve ilgi çeken stand oldu. Tabi bunda verdikleri hediyelerin etkisi büyük :) Yani diyeceğim oturum dışı etkinlikleri güçlenirse, oldukça güzel bir organizasyon. 

Evet bu yazıda bu kadar bir sonraki yazı da görüşürüz. Çok bekletmeyi düşünüyorum :D

Devamını Oku..

5 Aralık 2014 Cuma

Çocukluğum: Bir garip hikayem

Merhabalar, uzun zamandır yazmadım, farkındayım. İnsan içinden gelmeyince yazmamalı kanaatinde olduğum için kafama esmeden yazmıyorum. Neyse bu yazıda ne anlatmak istiyorum diye sorarsanız hayatımın önemli bir dönemi olan çocukluğumdan esintiler aktaracağım. Oo çok iddialı bir cümle oldu. Klasik bir muhabbet olacak aslında. Çok umrunuzda değil farkındayım :) Olsun ben niyet ettim artık. Nerden aklıma geldi sorusunu duyar gibiyim. Geçen gün TV'de Seksenler dizisine gözüm takıldı. O sıcak mahalle havasını görünce kafam çocukluğuma gidiverdi birden. Gerçi ben 80 kuşağı değilim ama olsun bende kendimce çocukluğuma gittim. Bizde 90'lar çocuğuyuz bugüne bugün nedir yani.

Not: Haber galerilerindeki "90 kuşağında çocuk olmak" itemlerini kullanacağım ama kendimce yorumlayacağım tabi ki.

Evet başlayalım o zaman, ben çocukkene :) klasiklerimin en başında tabi ki Pokemon çizgi filmi var. Her bölümünü soluksuz izlediğim resmen duygu seline kapıldığım en muhteşem yapımlardan biri. Favori pokemonum Squirtle ve takımıydı. Hepsi ayrı güzeldi. Japon mühendislerin en yararlı yapımıdır, şahsen Toyota'dan daha önemli benim için :)


Yine en önemli yapımlardan Tsubasa. Muz ortaları mı desem, orta sahadan rövaşata gole mü desem, iki saatte penaltı noktasından kaleye giden ama o arada da yedek kulübesi ve bir kaç arkadaşıyla göz göze gelen futbolcu mu desem neler neler. Bunun playstation oyununda ölüm vuruşu vardı. Hagi'nin 90'daki golü gibi beklerdik, insan gerçekten hayret ediyor.   



Neresinden başlasam hakikaten en zevkli çizgi filmlerdi. Favori karakterim Ninja Turtles'ta Rafael,  Power Rangers'ta Yeşil olan karakterdi. Hey gidi günler, üşüyoruz Splinter Reis :(


Bu kadar çizgi film yeter daha sayamadığım bir çok yapım var tabi. Red Kit, Scooby Doo vs. ama benim için en önemlileri bunlardı. Gelelim dizilere yine bir sürü yapım sayılabilir. Ama iki tanesinden bahsedeceğim. 
İlki tabi ki Süper Baba. Sen ne güzel adamdın be Fikret(Fiko) Abi. Çengelköy'ü ta o zamanlar sevdirdi bana. Tabi o zamanlar Üsküdar neredir bilmiyoruz. Bütün dünyamız Fatih bizim o zamanlar. Demek ki kafamda pozitif bir Üsküdar algısı bırakmasına vesile oldu. Şu an ki dizilere bakınca iyi ki izlemişim seni diyor insan. Sanki zamanın ruhu dizilere mi yansıyor ne! 
İkincisi elbette Kaygısızlar. Kültigin karakterini literatüre kazandıran Şoray abimize de selam olsun. Onun da aslında çocukluğumda etkisi çoktur. Bir çok yapımın yıldızıydı kendisi. O zamanlar Leyla ile Mecnun yok tabi. Absürd dizi diyince akla ilk Kaygısızlar gelirdi. 



Yeri gelmişken Hugo ve Tolga Abi'den de bahsedelim. 3'e bas 5'e bas, bassana be kardeşim diye diye biterdi program. Hep aramak istedim ama kısmet işte. Birde benim sorunlu ruh halim midir nedir aklımda her zaman şu soru olurdu: "Ya acaba onlar mı arıyor biz mi arıyoruz, telefon faturasını kim ödüyor?"



Yabancı dizilerde ise iki unutulmazım var. Birincisi Alf. Çok güzel bir yapımdı, güldüğümü çokca hatırlarım. Birde her pazar sabahı Kanal D'de yayınlanan Bizim Ev dizisi vardı. Hani ikiz küçük kızlar vardı dayıları falan vardı, bildin mi? Hani böyle şey, google.com'a yazın bulurusunuz :D



E tabi Muppet Show'u es geçmeyelim. Edi ile Büdü, kurbağa kermit, birde tabi ki Manha Manha karakterleri unutulmazlar arasında yerini aldı benim için. Manha Manha demişken şarkıyı da dinleyelim madem :)


Geldik oyunlara. Bu kısım şu anki çocukların en büyük kaybıdır herhalde. Ekranlara hapsolmuş, kreşlere hapsolmuş, sitelere hapsolmuş enerjik ve yaratıcı çocuklar. Hepsi köreliyor, daha sağlıklı düşünen, iyi bir nesil yetişmesi biraz hayal gibi. Oyun diyince akıllarına telefonlar, tabletler geliyorsa,  çocuk olmak ne demek farkına bile varmadan büyüyorlar demektir. Evde bulduğumuz her şeyi ama herşeyi oyun malzemesi yapabilirdik. Bu hayal gücümüzün sınırlarını zorlamamızı sağlıyordu. Bence en büyük faydası da bu oldu.

Misket en çok oynadığım oyunlardan biri oldu. Çeşit çeşit, renk renk misketlerim vardı. Dombik misketleri özellikle çok severdim. Porselen misket serim son derece özeldi. Özene bezene biriktirirdim onları. Ahh ahh. Ve tasolar. Keptikçe oynar, oynadıkça daha fazla oynayasımız gelirdi. Kepmek fiilini bilmeyen yoktur herhalde. Eğer varsa "Yook artık" diyesim geldi. Tasolar o kadar değerliydi ki, ilk gaspımı pokemon tasolarımla olmuştum. İkinci gaspımı da tasolardan oldum. Pikaçu'lardan birini çalmışlardı. Ne saçma bi çocukluk geçirdim şu an yazdıkça farkediyorum. Son olarak sıralarda parmaklarım morarana kadar oynadığımız para maçları. İlerleyen yıllarda basketbol versiyonları bile çıkmıştı.

Ve tabi bunlar dışında sokaklarda oynadığımız binbir türlü oyunlar. Futbol başta olmak üzere, uzun eşek, yakar top, 9 taş gibi gibi her çeşit oyunu oynadık herhalde. Manyak kale ve Japon kale en zevkli olanlardı. Bölgeye göre ismi değişebilir, o ne saçma isim demeyin şimdi. Unuttuğum nice oyunlar var tabi. Hepsini yazmayalım şimdi.






Peki hiç mi teknolojik oyuncaklarımız olmadı. Oldu tabi ki. Atari ve Gameboy. 9999999 in 1 kasetlerle ne oyunlar oynardık. Mario, Olympic, Tank, Goal3, Fifa98 en güzel oyunlar listemdir. Saatlerce Tv başında otururduk, annem hadi artık yeter diye başıma dikilirdi. Kalkmayınca terlikler havada uçuşurdu tabi. Kaset bozulunca üfleye üfleye çalıştırmaya çalıştırırdık. Ne ciğer bizde de :) Gameboy apayrı bir dünya tabi. Tetris oynamaktan bir hal olurduk. 




Okuldan da bahsedelim biraz, mesela birkaç okul itemi paylaşayım :) Capri-sun gayrı-resmi okul içeceğimiz diyebiliriz. Sonra zengin çocuk itemi Monami pastel boyaları, benim gibi fakirin boyaları da Nova Color boyalardı. Ne dram ama :(


Birde ezik kutu kolayla maç yapma olayı var ki. Değme futbol toplarına değişmem. Ne hırs, ne azim. Ölümüne giriyorduk. 



Şahsen bizim eve PC çok geç girdi. O yüzden değişik oyun aktivitelerimiz oluyordu. Mesela çim adam. Şu aralar göremiyorum. Onun bile kimyasalı çıkmış. Ayıptır yahu(Şu aralar gıda terörünü araştırıyorum ilerde yazarım). Bununla ilgili en önemli anımda kiracısı olduğumuz dükkan sahibimizin evinde bulunan çim adamı yoğura yoğura patlatmıştım. İçinden un gibi beyaz bir toz çıkmıştı. Ondan sonra dükkandan çıktık zaten :(


Daha unuttuğum neler neler vardır eminim ama hepsini bir yazıya sığdırmakta mümkün değil tabi. Son olarak 90'lardan bir kaç şarkı ve o dönemleri anlatan karikatürlerle bitirelim. 

Eurovision Şarkımız:
Şebnem Paker - Dinle

En sevdiğim gruplardan: 
Yeni Türkü - Telli Turnam 

En kral gruptur :D
Grup Vitamin - İsmail (Ata Demirer içerir)

Bence konunun özeti budur. Harika bir karikatür :D 

Soba üstündeki kestaneleri, pazar banyolarını, Bizimkileri, sobanın dibinde uyumayı evde garip oyunlar türetmeyi özledim be usta :(

İçimi döktüm bu yazıda. Birkaç şeyi yazmadım. Mesela bir defterim olduğunu bu deftere futboldan coğrafyaya kadar birçok oyun geliştirip yazdığımı anlatmadım. Çünkü defterim kayıp. :/ Bu yazı da burada biter. Kendinize iyi bakın, çevrenizdeki çocuklara pc dışında oyun oynama isteği aşılayın mutlaka :) 

Hadi baş baş..






Devamını Oku..

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir Blog Hikayesi

Merhabalar herkese,

Bu benim ilk bloğum değil. Son da olmayacak :) Daha önce birkaç denemem oldu. Sonrasında kod5.org sitesinde yazılım üzerine yazmaya başladım. Ama özellikle seyahat tutkum birde sadece bana ait bir blog yazayım dememe sebep oldu. Gerçi şimdi blogu açtım içtiğin kesin bir yere gidemem :) Şans faktörü, daha doğrusu kısmet bazen benle oyun oynuyor. İnşallah bu sefer öyle olmaz. Yazılarıma kısa süre önce gittiğim Yalova seyahatiyle başlamak istiyorum. Sonra ne mi olur? Sonrası Allah kerim. Umarım kısa aralıklarla yazabilirim :) Şimdiden tüm hatalarımız affola. Keyifli okumalar...
Devamını Oku..
Designed By Templateism | © 2014 Tüm haklarım Allah'a aittir.